BELİRLİ GÜN VE HAFTALAR
Afet Eğitimi Hazırlık Günü
Ahilik Haftası
Ankaranın Başkent Oluşu
Anneler Günü
Atatürk Haftası
Atatürk'ün Ankaraya Gelişi
Avrupa Günü
Babalar Günü
Bilim Teknoloji Haftası
Birleşmiş Milletler Günü
Camiiler Haftası
Cumhuriyet Bayramı
Cüzzam Haftası
Çanakkale Zaferi
Deprem Haftası
Dünya AIDS Günü
Dünya Çevre Günü
Dünya Çiftçiler Günü
Dünya Çocuk Günü
Dünya Çocuk Kitapları H.
Dünya Çocuk Şiirleri Günü
Dünya Felsefe Günü
Dünya Gıda Günü
Dünya Kadınlar Günü
Dünya Kooperatıfçilik Günü
Dünya Madenciler Günü
Dünya Meteoroloji Günü
Dünya Su Günü
Dünya Tiyatro Günü
Dünya Veteriner Hekimleri G.
Ebeler Haftası
Enerji Tasarrufu Haftası
Gazeteciler Günü
Gaziler Günü
Gençlik ve Spor Bayramı
Hava Şehitleri Günü
Hayvanları Koruma Günü
Hemşireler Haftası
Irk Ayrımı ile Mücadele Günü
İlköğretim Haftası
İnsan Hakları Haftası
İstanbulun Fethi
Kanser Haftası
Kızılay Haftası
Kutlu Doğum Haftası
Kütüphane Haftası
M.E.B. Vakfı Kuruluş Günü
Mevlana Haftası
Milli Egemenlik Çocuk Bayramı
Müzeler Haftası
Nato Günü
Nevruz Bayramı
Okuma Bayramı
Orman Haftası
Öğretmenler Günü
Polis Haftası
Sağlık Haftası
Sakatlar Haftası
Sivil Savunma Günü
Tıp Bayramı
Trafik Haftası
Turizm Haftası
Türk Büyükleri Günü
Türk Dil Bayramı
Türk Standartları Haftası
Tutum Yatırım Haftası
Vakıflar Haftası
Veremle Savaş Haftası
Vergi Haftası
Yangından Korunma Haftası
Yaşlılar Haftası
Yeni Yıl
Yeşilay Haftası
Zafer Bayramı
ZAFER BAYRAMI (30 Ağustos)

KOCATEPEDEN İZMİR’E

Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları!

Afyonkarahisar-Dumlupınar büyük meydan muharebesinde zalim ve mağrur bir ordunun asıl muharebe birliklerini inanılmayacak kadar az bir zamanda imha ettiniz. Büyük ve necip milletimizin fedakârlıklarına layık olduğunuzu ispat ediyorsunuz. Sahibimiz olan büyük Türk Milleti, istikbalinden emin olmaya haklıdır. Muharebe meydanlarındaki maharet ve fedakârlıklarınızı, yakından müşahade ve takip ediyorum. Milletimizin hakkınızdaki takdirlerine vasıta olmak görevimi durmadan ve sürekli bir şekilde yerine getireceğim.

Başkumandanlığa tekliflerde bulunulmasını cephe kumandanlığına emrettim.

Bütün arkadaşlarımın Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri verileceğini göz önüne alarak ilerlemesini ve herkesin fikri güçlerini, kahramanlık ve vatanseverliğini, birbirleriyle yarışırcasına göstermeye devam eylemesini talep ederim.

Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!


Türkiye Büyük Millet Meclisi
Başkanı Başkumandan Mustafa Kemal
1 Eylül 1338 (1922)


ATATÜRK’TEN BİR ANI

BİR GÜN YANILMIŞIM

25 Ağustos günü Mustafa Kemal, Keçiören’de yakın arkadaşları ile bir arada idi. Çok yorgundu. Gece yarısı toplantıdan ayrılacağı sırada, arkadaşlarına:
- Düşmana hücum haberini aldığınız zaman hesap ediniz. Onbeşinci
gün İzmir’e varacağız, dedi.
Bu kadar kısa zamanda hem düşmanın yenileceğine, hem de ta İzmir’e varılacağına kimse inanmıyordu. Dudak bükenler, gülümseyenler oldu.
26 Ağustos sabahı Gazi, o büyük buyruğu verdi:
- Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir, ileri!
Buyruk yerine getirildi.
Türk orduları 9 Eylül günü İzmir’e girdiler.
Ankara’ya dönüşte coşan, kabaran halkla birlikte, arkadaşları da Gazi’yi karşılamaya gelmişlerdi. Onlara döndü:
- Bir gün yanılmışım, dedi.
Çünkü İzmir’e on beş günde değil, on dört günde varılmıştır.

(Falih Rıfkı Atay)




ATATÜRK ANLATIYOR

BÜYÜK TAARRUZ KARARI

Atatürk, Büyük Taarruz’a hangi koşullar altında, nasıl karar verdiğini "Nutuk"ta şöyle anlatır:

"Saldırı için tekrar cepheye gitmeden önce, Ankara’da çözülmesi gereken bazı sorunlar vardı.

Hükümet üyelerine saldırı emri verdiğimi açıklamamıştım. Artık resmen onları haberdar etmek zamanı gelmişti. Bakanlar Kurulu toplantısı yaparak içişleri, dışişleri ve askeri durumları görüşüp tartıştıktan sonra saldırıya geçmek için görüş birliğine vardık.
Başka bir sorun dana vardı. Bize karşı olanlar ordunun çöktüğünü, kıpırdayacak durumda olmadığını, böylece karanlık ve bilmezlik içinde beklemenin felakete varıp dayanacağını kamuoyuna yayarak uyandırdıkları yankılar, aslında düşmandan iyice gizlemeye çalıştığım saldırı kararının gizli kalması bakımından yararlı sayılabilirdi.

Fakat bu olumsuz propagandalar en yakın ve bize inanmış kişiler üzerinde bile olumsuz etkiler uyandırmaya başlamış, onlarda da tereddütler uyandırmıştı.


Bu arkadaşları da, yakında yapacağım saldırı hakkında aydınlatmam, altı yedi gün içinde düşmanın asıl kuvvetlerini yenilgiye uğratacağıma inandırmam gerekiyordu. Bu görevi de yaptım.

Görüşeceğim kimselerle görüştükten sonra Ankara’yı terk ettim. Yalnız cepheye gidişimi birkaç kişiden başka bütün Ankara’dan gizledim.

Benim kaybolacağımı bilenler, burada imişim gibi davranacaklardı. Hatta benim Çankaya’da çay ziyafeti vereceğimi de gazetelerle duyuracaklardı.

Trenle yola çıkmadım. Bir gece otomobille Tuz gölü üzerinden Konya’ya gittim. Konya’ya gelmekte olduğumu orada kimseye telgrafla bildirmediğim gibi, Konya’ya varır varmaz telgrafhaneyi denetim altına aldırarak Konya’da bulunduğumun hiçbir tarafa bildirilmemesini sağladım.

Amacım, durumu mümkün olduğu kadar dünyadan gizlemekti. Çünkü düşman ordusunu tümüyle yok edeceğimizden emindim. Bunu anlayıp düşman ordusunu felaketten kurtarmak isteyeceklerin yeni girişimlerine meydan vermemeyi uygun buldum."


FERAH BİR AĞUSTOS AKŞAMI

— Gazeteye geldiğim zaman, Anadolu’nun birdenbire kapandığını söylediler, İstanbul ve Türkiye’nin işgal altındaki köyleri ile memleketin öbür kısmı arasında hiçbir ilgi kurmaya imkan yoktu. O sabahki heyecanımın şimdi bile gönlümü ürperttiğini duyuyorum.
— Acaba Yunanlılar mı saldırıya geçtiler?
— Belki de bizimkiler...
— Canım biz saldırıya geçebilir miyiz?
—Nasıl bir haber almalı idik?

Bütün günümüz adeta merak sancısı içinde geçti, Sonunda İstanbul’da yayınlanan ilk rivayetler çıktı. Biz saldırıya geçmiştik ve başımızı Yunan ordusunun çelik kayalarına boş yere çarpıp duruyorduk.
 

Türk Ordusunun bir saldırı savaşına giremeyeceği fikri bizim neslimiz için değişmez kararlardan birisiydi. Ordumuzun kahramanlığına bel bağlardık, fakat onun ancak dayanma mucizeleri verebileceğini sanırdık. Rumca gazetelerin haberleri ile merakımız biraz asalsa da, kaygımız ateş gibi yanıyordu.

Saldırı sökmüş olsa, bir bildiri verirlerdi. Durduk mu? Geriledik mi?
Ah, hiç olmazsa bir iki kasaba alsak da öyle dursak...

Akşamüstü beynimizin içinde aynı burgu, kalbimizin içinde aynı ağrı. Büyükada’ya gidiyorum.

 

Aydınlık, ferah bir ağustos akşamı... Köpüklü, uyanık ve neşeli bir deniz... Güverte tıka basa dolu... Türkçe konuşmayanlarda birbirinin sözünü kapan bir sevinç var. Sadece bu sevinç bizi yıkmaya yeterdi. "Ne olmuştu?" diye sormaya korkuyorduk.

Sormaya cesaret edemediğimiz sorunun karşılığı kendiliğinden yayılı verdi: Başkomutan Mustafa Kemal Paşa bütün karargâhı ile birlikte tutsak olmuş...

Acı, insanları öldürmez derlerse, bu söze inanınız. Kalp denilen şeyin ne kadar dayanıklı bir maddeden yapılmış olduğunu ben, o akşamüstü Büyükada vapurunun güvertesinde öğrendim.

Ölümü bir uyku gibi arayarak sabahı ettik. İlk vapurun en görünmez köşesine sığınarak, iki büklüm Köprü’ye indik.

Bütün Türkleri yas İçinde bulacağımı sanıyordum. Meğer ne kadar soysuzluğa uğramışız. Bu gülüşler, bu çırpınışlar, bu el sıkışlar neydi?

Meğer bütün karargâhı ile Başkomutan Mustafa Kemal değil, Yunan Başkomutanı Trikopis tutsak olmuş...

Ben, ömrümde hiçbir edebiyat eserinde, ordulara "İlk hedefiniz Akdeniz" olduğunu bildiren gündelik emri okurken duyduğum zevki duyamadım. Bu, bütün heyecanların üstünde bir heyecan veren, bütün şiirlerin üstünde bir şiirdi. Ne olmuştuk, biliyor musunuz? Kurtulmuştuk.

Ah Mustafa Kemal, sana ölünceye kadar o günün sevincini ödeyebilmekten başka bir şey düşünmeyeceğim.

(Falih Rıfkı Atay)

 

KONUYLA İLGİLİ..
Zafer Bayramı
Yaşananlar
Şiirler
 
Copyright © 2003-2006 Memocal.com :: Eğitim Üzerine Her Şey..  :: Tüm Hakları Saklıdır