BİYOÇEŞİTLİLİK NEDİR?
Biyoçeşitlilik, bir bölgedeki genlerin, türlerin,
ekosistemlerin ve ekolojik olayların
oluşturduğu bir bütündür. Başka bir deyişle biyoçeşitlilik, bir bölgedeki
genlerin, bu genleri
taşıyan türlerin, bu türleri barındıran ekosistemlerin ve bunları birbirine
bağlayan olayların
(süreçlerin) tamamını kapsar. Bu durumda bir ekosistemdeki biyoçeşitlilik,
dört ana bölümden
oluşmaktadır:
1) Genetik çeşitlilik,
2) Tür çeşitliliği,
3) Ekosistem çeşitliliği,
4) Ekolojik olaylar (prosesler) çeşitliliği.
Birçok kişi, biyolojik çeşitlilik deyince yalnızca tür çeşitliliğini
anlamaktadır. Oysabiyoçeşitliliğin boyutları içinde, türleri içinde barındıran
ekosistem çeşitliliği ile, türlerin içinde yer alan genetik çeşitlilik de
vardır. Ayrıca, bunların kendileri ve birbirleri arasındaki sonsuz çeşitteki
ekolojik olaylar dizisi, biyoçeşitliliğin gözle görünmeyen, fakat sistem
açısından çok önemli olan “işlevsel boyutunu” meydana getirmektedir.Sadece tür
çeşitliliğini dikkate alan ve bu yüzden sınırlı bir kapsama indirgenmiş olan
biyoçeşitlilik kavramı, canlı kaynakların sürdürülebilirlik ilkesi açısından
eksik bir kavram olur. Örneğin bir botanik bahçesini ya da bir hayvanat
bahçesini insan eliyle yapılmış ve her biri kendi içinde binlerce türü
barındırabilen birer yapay ekosistem olarak düşünebiliriz. Eğer, bir
ekosistemde yaşayan canlıların kendi aralarında ve ayrıca canlılar ile
cansızlar arasında, durmadan süregelen çeşitli doğal etkileşimler yoksa,
oradaki canlıların nesli, bir kaç kuşak içinde yok olmaya mahkumdur. Nitekim,
botanik ya da hayvanat bahçelerindeki birlerce tür, tek bir türe, yani onlara
bakan insan türüne bağımlıdır. Bu türler,
insan türünün bakımına bağlı olarak orada, ancak bireysel yaşamlarını
sürdürebilmektedir. Ayrıca, eğer bir tür içinde genetik çeşitlilik yoksa, o
tür bir kaç nesil içinde yok olacaktır. Bir tür içindeki genlerin çeşitliliği,
özellikle omurgalı hayvanlarda ve çiçekli bitkilerde o türün neslinin
sürdürülebilmesi açısından, biyolojik çeşitliliğin kaçınılmaz bir parçası
olmaktadır.
TÜRKİYE’DE BİYOÇEŞİTLİLİĞE KISA BAKIŞ
Türkiye palmiye kaplı sahillerinden buzul kaplı dağlarına,
derin vadi tabanlarından yüce dağ doruklarına, verimli alüviyal ovalarından
kıraç ve kayalık yamaçlarına kadar değişen çeşitli ekosistemleri içine
almaktadır. Bu arazi mozaiğinde yaşayan ve çoğu endemik olan binlerce bitki ve
hayvan türü, bu türlerin farklı ırkları, farklı gen havuzları ve farklı
evrimsel birimleri bulunmaktadır. Bunlara paralel olarak, ülkemizde, değişik
türlerin nitelik ve nicelik bakımından farklı karışımlarıyla oluşan çok
çeşitli canlı birliği tipleri ve habitat mozaikleri yer almaktadır. Bunlardan
başka, canlı birliğinin üyeleri olan türlerin, birbirleri ve cansız çevreleri
arasında pek çeşitli biyolojik olaylar ve etkileşimler dizini, ekolojik
işlevler, milyonlarca yıldan beri, değişik boyutları ve etkinlikleriyle sürüp
gelmektedir. Bütün bunlar bir araya gelince, Türkiye’de, aynı derecede
muhteşem boyutlu zengin bir biyolojik çeşitlilik ortaya çıkmaktadır.
Anadolu kendi başına
Kültüre alınmış pek çok bitki türü ile, evcilleştirilmiş pek çok hayvan
türünün yabani ataları Türkiye’de doğal olarak yetişmektedir. Bu bakımdan
Türkiye, Dünyadaki sekiz büyük gen merkezinden biri olarak bilinir.
Türkiye’de yaklaşık 3000 tanesi endemik olan 9000’den fazla bitki türü,
tahminen 192 içsu balık türü, 18 amfibi türü, 83 sürüngen türü, en az 426 kuş
türü ve 120 memeli hayvan türü bulunmaktadır. Bu sayılara omurgasızlar dahil
edilmemiştir. Hep birlikte Türkiye ekonomisinin temel çarkları olan tıp,
eczacılık, tarım, ormancılık, hayvancılık, balıkçılık ve turizm, temel
hammadde kaynağı olarak bu doğal kaynaklarımıza ve bu biyolojik çeşitliliğe
bağımlıdır.
Ekonomiye olan doğrudan katkıları yanında, biyolojik çeşitlilik, çevrenin
sağlıklı olmasını sağlayan bu ekolojik hizmetlerin bazıları şunlardır:
Doğadaki oksijen ve karbondioksit döngüsünün ve besin zincirinin
devamlılığının sağlanması, böcek ve zararlı
hayvanların biyolojik kontrolü, bitki çiçeklerinin tozlaşması ve meyve
tutması, su ve toprak korunması, su ve mineral döngüsünün sağlanması, doğal
geri dönüşüm ve atıkların ayrışması gibi pek çok ekolojik hizmetleri de yerine
getirmektedir.
Bu kadar çok çeşitlilikteki genetik kaynaklar, türler, ekosistemler ve bunlar
arasındaki karmaşık olaylar dizini, biyolojik çeşitliliği oluşturmaktadır.
Bunların her biri ülkemizin refahı, dengeli ve sürekli kalkınması için,
vazgeçilemez değeri olan canlı doğal
kaynaklarımızdır.
Bütün bu üstün değerlerine ve yararlarına rağmen, bu canlı doğal kaynaklarımız
ve zengin biyolojik çeşitliliğimiz, bu topraklarda doğup gelişen değişik
uygarlıkların da olumsuz etkisiyle son bir dakika kırk saniyeden beri (pardon,
son 7000 yıldan beri) talihsiz bir sürecin kıskacına girmiş bulunmaktadır. Bu
sürece kısaca BAY süreci diyebiliriz: BAY süreci içinde Türkiye’nin
biyoçeşitliliği önce Bozulma, sonra Azalma, en sonunda da Yok olma olayları
ile karşı karşıya bulunmaktadır. BAY sürecinin başlıca nedenleri arasında
toprak erozyonu, hızlı insan-nüfus-artışı ve (yaklaşık % 2,5) düzensiz ve
savurgan kaynak kullanma alışkanlıklarımız bulunmaktadır. Doğal
kaynaklarımızın ve biyoçeşitliliğin bu hovardaca kullanımı, bu talihsiz gidiş,
zaman geçirilmeden ve hızla durdurulmalıdır.
SONUÇ
Biyoçeşitlilik, geçmişteki milyonlarca yıllık gelişmenin kolektif bir ürünü
olarak ortaya çıkmıştır. Kaybolan türler ve genetik kaynaklar, zaman ve mekan
içinde aynen tekrar ortaya çıkarılamamaktadır. Bir yöre veya bölgedeki
biyoçeşitlilik, kendine has özellikleri bozulmadan, sürdürülebilir kalkınma ve
sürdürülebilir yaşama ilkelerine uygun olarak korunmalı, araştırılmalı, akılcı
bir şekilde işletilmeli ve kullanılmalıdır. Küresel düzeyde ekosistem, canlı
türleri tarafından ortaya konulan muhteşem Biyoçeşitlilik oyunu için büyük bir
sahnedir. Bu sahnenin parçaları, oyunun perdeleri, oyuncuların isimleri ve
rolleri henüz tam olarak bilinmemektedir. Üstelik, biyoçeşitlilik amaçlarına
ulaşabilmek için sadece türleri tanımlamış olmak yeterli değildir.
Biyoçeşitliliğin amaçlarına tam olarak ulaşabilmek için, bir ekosistemin
genetik, tür, ekosistem çeşitliliğine ek olarak, işlevsel çeşitliliğinin de
araştırılıp açıklanması gerekmektedir.
İnsanoğlunun doğayı değiştirme hızı, canlı türlerinin kendilerini genetik
olarak değiştirip değişen doğaya uyum sağlayabilme hızından çok çok fazla
olmuş ve olmaktadır.
Sonuç olarak, birçok canlı türünün nesli tükenmiş, birçoğu
da tükenme tehlikesiyle yüzyüze gelmiş bulunmaktadır. Yerküresi, böyle amansız
bir tür ile, daha önce hiç karşı karşıya gelmemiştir. Her insan, artık
gittikçe küçülen Dünyamızda, uzayın derinliklerinden yeryüzüne doğru bakarmış
gibi, geniş ufuklu bir açıyla ve geniş bir zaman boyutuyla bakmak zorundadır.
Birçok canlı türünün neslinin hızla tükendiği bu yeni çağda, insanoğlu,
geçmişini ve geleceğini sadece bir birey olarak, sadece bir ulus olarak değil,
artık, bir tür bilinciyle değerlendirmek, adımlarını ona göre atmak
zorundadır.
TEMA