| TÜRK DİL BAYRAMI - BİR YAZI |
 |
DİL BAYRAMI, TÜRKÇENİN DRAMI
***
ATATÜRK'ÜN 26 Eylül 1932'de "1. Türk Dil Kurultayı"nı toplamasını her yıl "Dil
Bayramı" olarak kutluyoruz. Bu sene de Türk Dil Kurumu (TDK), Cumhurbaşkanı ve
Başbakan'ın katıldığı toplantılar düzenledi.
1930'ların ilk yarısında "tasfiyecilik" yani yabancı kökenli kelimeleri
temizleyerek "arı Türkçe" yaratma politikası uygulanıyordu.
İsveç Veliahtı Gustaf Adolf'u 3 Kasım 1932'de Çankaya'da kabul eden Atatürk, bu
ziyaretten "tükel üzgü bir kıvanç" duyduğunu anlatıyordu:
"Avrupa'nın iki bitim ucunda yerlerini berkiten uluslarımız, ataç özlüklerinin
tüm ıssıları olarak, baysak, önürme, uygunluk kıldacıları olmuş bulunuyorlar."
Konuşma İngilizceye çevrildiği için Gustaf anlamış, ama Türklerin anlaması
mümkün müydü? İsmet Paşa defterine "Kimse kimseyi anlamıyor" diye yazıyordu.
***
ATATÜRK de Falih Rıfkı'ya "Dili bir çıkmaza sokmuşuzdur" diyor, kendisinin
kurtaracağını, "dilde ve musikide inkılâp olmayacağını" söylüyordu. Devlet
radyosunda Türk müziği üzerindeki yasak kalkıyordu. "Güneş Dil" teorisi
uydurularak zaten bütün dillerin Türkçeden çıktığı, "tasfiyeciliğe" gerek
olmadığı anlatılıyordu.
İngiliz Kralı Edward'ın ülkemizi ziyareti konusunda Atatürk, 1 Kasım 1936'da
Meclis'i açış nutkunda şöyle konuşuyordu:
"Mesut hadiseler olarak, Majeste Sekizinci Edward'ın mütenekkiren ziyaretini ve
Montrö Mukavelesi'nin derpiş ettiği vichile tatbika başlandığını zikretmeliyim.
Bu ziyaretin milletimizin temayülâtına uygun olarak fiilen inkişaf etmekte olan
samimi münasebetlerimizde hayırlı tesirine şüphe yoktur."
Bugün gençler maalesef Ata'nın bu iki konuşmasını da anlamazlar! Bizdeki dil
faciasının resmidir bu!
***
FALİH Rıfkı, Atatürk'ü anlamak için en 'sahih' kaynaklardan biridir. Atatürk'ün
aşırılıkları deneyerek doğruyu bulduğunu yazar. Atatürk'ün sağduyusu ve
pragmatik zekâsı...
Kelime ırkçılığının bir kültür kıyımı olduğunu gören Atatürk, artık kelime
ayıklayıp kelime uydurmayı bırakarak, doğru bir kararla, 'terimler' üzerinde
çalışmaya başlamıştı.
Ama Atatürk'ü tarih içinde tecrübelerinin bütünlüğüyle değil, seçilmiş
sözlerinden örülü bir 'dogmatizm' olarak anlayanlar, onun 1930'ların ilk
yarısındaki konuşmalarına dayanarak "tasfiyeciliği" sürdürdüler; hem de TDK'yı
'kullanmak' suretiyle!
Ve Türkçe fakirleşti... Muallim Naci'nin 1891'de basılan "Lügat"inde 25 bin
kelime, 1914 basımlı Ali Seyyid'in "Kamus - ı Osmani"sinde 30 bin kelime vardı.
TDK ise, Türkçeyi on beş yıl sözlüksüz bıraktıktan sonra, 1945'te ancak
"yaklaşık 20 bin kelimelik" bir sözlük yayımlayabildi!
***
Prof. GEOFREY Lewis İngilizce "Türk Dil Reformu, Felaketli bir Başarı" adlı
akademik eserinde, bu "dil mühendisliği" yüzünden yeni Türk nesillerinin Halide
Edip, Reşat Nuri gibi Türkçenin büyük ustalarının dilini bile kaybettiğini
esefle anlatır. (Oxford University Press)
Türk tarihi uzmanı Prof. Christopher Neuman "Amaç Tanzimat, Araç Tarih" adlı
kitabında, "bir bakıma ırkçı olan... bir dil politikasına kurban gitmiş
Türkçenin makus talihi"ni hüzünle belirtir. (Tarih Vakfı yayını).
Bir Fransız rahatça Moliere'i, bir Azeri rahatça Fuzuli'yi okur. Bizim yeni
nesillere Ömer Seyfettin 'ağır' geliyor!
Bu kültürsüzleşmedir.
Cumhurbaşkanı Sayın Sezer, "Büyük Taarruz"a "Büyük Saldırı" demeyi içine
sindirebilir mi? Taarruz, tecavüz, hücum; hepsi "saldırı" olup çıktı.
Anadolu'yu bin yılda vatanlaştırdığımız gibi, bin yılda fethettiğimiz bütün
kelime ve kavramlar bizim milli kültür hazinemizdir. Onlarla dil zenginliğimizi
koruyarak, asıl çağın ortaya çıkardığı yeni kavramlara Türkçe karşılık üretmekle
uğraşmalıyız.
Taha AKYOY-Milliyet Gazetesi Yazarı
|